Türkiye'nin ilk diş fırçası üreticisi, uluslararası markalar karşısında canla başla mücadele veren Banat'ın sahibi Zühtü Şenyuva'nın büyükdedesi (dedesinin babası), dersleriyle, vaazlarıyla istibdata karşı durduğu için 'denize atılma' cezasına çarptırılacakken, Konya'ya sürülüyor. İki eşi, 10 çocuğu olan babasının maddi durumunun çok kötü olması nedeniyle daha el kadar çocukken okul masrafı çıksın, eve üç beş kuruş götürebilsin diye çalışmaya başlıyor.
Zühtü Şenyuva hemen hemen her işi yapmış, seyyar satıcılık, kurduracı çıraklığı, işportacılık... İstanbul Tıp Fakültesi'ne giderken, Talebe Yurdu'nda kalabilmesi için tüm sınıfların temizlik işlerini yapması şartını kabul ediyor. Ne yazık ki tıbbiye eğitimini, babasının vefatı üzerine ailenin geçimini sağlayabilmek için yarım bırakmak zorunda kalıyor. Öldüğünde, babasının cebinden sadece sekiz adet 25 kuruş çıkıyor. "Evin odası o kadar küçüktü ki.. kışın her gece odadaki sobayı söküp, merdiven sahanlığına çıkarır, sonra yer yataklarını serer yatardık, sabah olunca tekrar sobayı kurardık" diye anlatıyor, o günleri. Halden üzüm, kavun, karpuz alıp, satmakla başlıyor, ambar ve nakliyecilik işi yapıyor, kamyon, otomobil parçası ve kamyon lastiği ticareti, traktör acenteliği, Petrol Ofisi bayiliği, Fısk lastiklerinin Orta Anadolu distribütörlüğü , kereste ve kablo fabrikası kurması gibi bir işten başka işe atlaya atlaya 1975'te tanıştığı Lütfü Banat' tan Banat'ı alıyor. Bugün 36 ülkeye ihracat yapan, uluslararası dev markalara diş bileyen Banat'ın sahibi.
Yokluktan fabrikatörlüğe uzanan süreci Zühtü Şenyuva "Dürüstlük, çok çalışmak, kazanç ne olursa olsun Allah'a şükretmek. Ama başarıya ulaştıran yegâne husus güvendi. Ben yaptığım her işle, çaldığım her kapıda, her makamda güveni verdim. Ben bu düşüncelerle her türlü yardımı görüyordum. Para vermeden mal alabiliyordum. Kazandıkça iş daha gelişiyor, tanıdığım iş sahipleri, sermaye sahipleri çoğalıyordu. İmkân bulduğum her işe girdim. Hepsinde başarılı oldum, alnımın akıyla çıktım... Asla yasadışı bir iş yapmadım. Gözüm yükseklerde olmadı. Başkalarının malvarlığını hiç kıskanmadım. Yıllarca kuru simit, peynir domatesle karnımı doyurmak zorunda kaldım. Ama çalışmaktan hiç yılmadım" diye anlatıyor.
Kaynak:Radikal Gazetesi Köşeyazarı Funda Özkan' ın 29 Mart 2007 tarihli yazısından alıntı yapılmıştır |